Eldiven takıyordu. Her bir parmağına tam oturan siyah deri bir eldiven. Yüzüme o eldivenlerle dokunduğunda tüylerim ürperiyordu. O eldivenlerle beni soymasını, sertçe okşamasını, göğüslerimi acıtark sıkmasını, yavaşça boynumu kavramasını ve sonra o eldivenleri bacak aramdaki ıslaktan içime sokmasını istiyordum. O an düşünebildiğim tek şey buydu. Deri eldivenin benle karışan kokusunu merak etmekten neredeyse yorgun düşecektim..
“Mümkünse bana aşık olmayacak biriyle sevişmek isterim” dedi gülümseyerek ve gözlerini yoldan ayırmayarak. Arabayla, muhtemelen bir gece bile geçirmeyeceğimiz otele doğru gidiyorduk. Sonra o rahatsız edici sessizlik… Söyleyecek bir şeyim yoktu, dönüp sadece anlamlı ve alaycı bir bakış attığımı hatırlıyorum. Özgüvenin bu hali beni niyeyse kaskatı yapıyor. Bacaklarımı yavaşça gevşettim ve az önceki istekli halimin azalmaya başladığımı fark ettim.
“Senin de kafan iyi galiba?” dedi sonra. “Kafam o kadaaaaaaar iyi ki yarın ne yaptığımı hatırlamayabilirim” dedim. Bu sefer ben güldüm ve müziğin sesini biraz açmasını istedim. Gözlerim kapalı, çalışan kaloriferin ısısı ağzımı kurutup burnumdan girerken, içeriye yayılan araba kokusunu koklayarak başımı koltuğa ittim. Aramızdan soğuk bir rüzgar geçti.
Asansörle odaya çıkarken gözlerimizi birbirinden ayıramadık. Kilitlenmiş gibiydik.Az sonra yaşanacak yıpratıcı bir sikişin bakışlarını görmek içimdeki vahşi şeyi uyandırıyordu. Onu hoyratça ama hiç tam olarak doymayarak tüketmek istiyordum. Çünkü doyarsam biterdi. Az gelmeliydi ki huzursuz kalayım ve yine yine yine başa sarmak isteyeyim.
Odaya girdiğimiz anda beni ensemden tutup yatağa yüzükoyun yatırdı. Bir yandan pantolonumu indirmeye çalışırken, bir yandan da üzerime çıkmış beni öpüyordu. Pantolonumu sıyırmayı başardığında hiç vakit kaybetmeden belimden beni kendine doğru çekip, tek hamlede sertçe içime girdi. Zevkli acının inlemesi... İlk defasına göre oldukça şanslı olduğumu düşünüyordum ihtişamlı siki ve sert ritmiyle içime girip çıkarken. Bir süre sonra, artık ben inlemenin ötesinde bir ivmeyle neredeyse çığlık atmak üzereyken, içimden çıkıp kıyafetlerimin üzerine boşaldı. Yığılıp kaldık ve ben sonra üzerimdekileri temizlemek için banyoya giderken birbirimize bakıp gülümsedik. Yine o müstehzi ifade, yine o soğuk rüzgar…
Gecenin devamında açılan bir şişe şarabın daha da etkisiyle bir girdabın içine doğru kayıyorduk artık. Başım dönmeye başlamışken koltuğa oturup beni kendine çekti. Böyle havada bırakılmış yönlendirmelerin olduğu durumlarda, benden ne beklendiğini hissediyor olmam galiba o anda ben olsam, bana ne yapılmasını isterdim diye düşünmemle alakalı. Külodumu sıyırıp üzerine oturabilirdim, arkamı dönüp önünde diz çökebilirdim, kucağına sokulup onu öpebilirdim ama ben olsam bu koltuğa oturup bacaklarımı açıp böyle dururken birinin gelip başını oraya gömmesini ve mümkünse bana kim olduğumu ve nerede olduğumu unutturacak noktaya kadar beni emmesini isterdim. İçimde sanki iliklerimden düğümlenmiş ve apış aramda son bulan bir ipin yavaş yavaş gerilmeye başladığını duyumsamak, kanım azar azar çekilirken, aldığım nefesi göğüs kafesimde tutmak ve gözlerimi artık tamamen kapatıp, debiye göre akmak. Ağzına teslim olmak… O an istediğim şey sadece buydu. Ben olsaydım, bana bunu yapardım. O halde onun de payına düşen şu an bu olacaktı.
Şaraptan morarmış ağzımla kasıklarına dudaklarımı değdirdiğimde irkildi. Koltuğun yanından ellerimi içeriye sokup kalçasını kavradım. Kalkmış sikinin üzerinde yukarıya ve aşağıya doğru dilimi gezdirirken onu izliyordum. Göz göze geldiğimizde sikini ağzımdan çekip yanaklarıma, gözkapaklarıma ve boynuma sürüyordu. Ağzım açık bir şekilde tekrar oraya girmesini bekliyordum. Sikini yüzüme hafifçe vurmaya başladığında gülümseyerek beni izliyordu. Aklımda o an sadece eldivenler vardı.
Artık ağzımın içine ben dururken girip çıkmaya başladığında yavaş yavaş zirveye yaklaştığını biliyordum. Tempoyu yavaşça düşürdüm, elimle onu okşamaya devam ettim ve sonra durdum. O bana soru soran bakışlarla bakarken yere saçılmış olan kıyafetlerinin arasından eldivenlerini aramaya başladım. “Ne yapıyorsun?” diye sordu. Tekini bulabildiğim eldiveni ona doğru attım ve arkamı dönüp yatağa dizlerimin üstüne çöktüm. Ne yapacağını bilmemenin çaresizliğiyle ayağa kalktı ve “Ne yapmamı istiyorsun anlamadım?” dedi içime girmeye çalışırken. Onu yavaşça ittim ve “Eldiveni takıp, parmaklarını içime sokmanı ve beni öyle sikmeni istiyorum” dedim. Bunu duyunca gülümsedi şaşkınlıkla “Böyle bir isteği ilk defa duyuyorum, ne acayipsin sen!” dedi. Gülümsemesinden bir yandan bunun hoşuna gittiğini anladım ve dizlerimin üstünde iyice öne doğru eğilerek göğsümü ve başımı yatağa koyup beklemeye başladım. Başlarda biraz tuhaftı ve tutuktu. Eldivenli tek eliyle kalçalarımı ve sırtımı okşarken, diğer elinin parmaklarını içime sokuyordu. Bacaklarımı birleştirdim ve yana doğru yattığımda eldiveniyle göğüslerimi, boynumu ve nihayet yüzümü okşamaya başladı. Aldığım zevki gördükçe tansiyon arttı. Yüzümü okşadığında parmağını yakaladım ve eldivenin üzerinden sertçe ısırdım. Canının yandığını ve bundan hiç hoşlanmadığını fark etmemle, kalçama öyle bir tokat attı ki bir yandan bunun verdiği acıyla, bir yandan da sinirlendiği için aldığım zevkle sinir bozucu bir kahkaha attım. O kahkaha elbette benim cezam olacaktı. Sonrasında beni sırtüstü çevirip saçlarımı kavradı ve “Şimdi anladım ben senin ne istediğini” dedi hırsla. Eldivenli parmakları nihayet içimdeydi ve bunu yaparken “Bunu istiyorsun değil mi? Hoşuna gidiyor mu ha?” diye sorular sorup duruyordu. Tek bir şey söyleyemiyordum, çünkü artık zirveye saniyeler vardı. Bacaklarımı sıkıca birleştirdim, tek eliyle bütün gövdemi sarsıyordu ve “Konuşsana!” diye bağırdığında, taş gibi kaskatı kaldım. Tam o anda elini çekti, eldiveniyle ağzımı kapatarak, içime girdi ve birkaç kez gidip geldikten sonra boşaldı.
Deri eldivenin benle karışan kokusunu duyumsadım ve “Elini sakın yüzümden çekme” dedim boğuk bir sesle. Bileğinden kavradım ve elini yüzüme bastırdım. Bir süre öyle sessizce durduk.
Kendimize geldiğimizde “Bu eldivenleri sana hediye edeyim, beni hatırlarsın” dedi alaycı bir ifadeyle. Az önceki sevişmeye yabancılamış gibiydik.
“Gerek yok, sende kalsın. Seviştiğin ama sana aşık olmayan birinin hatırası olarak saklamak istersin belki” dedim.











